Yeni Sayfa 1
sebepsizce sokaklarda dolaşırlarken beni görüyorlar ve çığlık çığlığa yanıma
geliyorlardı. Müdüre hanım beni; öğrencilerime nerede oturduğumu söylemem
konusunda tembihlemişti. Aksi halde rahat bırakmazlar demişti. Ben de
öğrencilerime elimden geldiğince nerede oturduğum konusunda bir şey anlatmamaya
çalıştım. Ama tabi onlardan kaçar mı. Her sabah babam beni arabamızla okula
bırakıyordu. Babamı da tanıdılar tabi bu vesileyle. Evimizin alt katında da
babamın dükkanı olduğundan arabayı ve kendisini de gördüklerinden benim de orada
oturduğumu tahmin etmişlerdi. Hatta bir gün babama sormuşlar babam da o bizimle
oturmuyor demiş yazık:) Neyse. Ben bir gün yine kendi halimde evde vakit
geçirirken, dükkandan babam evi aradı ve burda seni görmek isteyen bir öğrencin
var dedi. Sanırım Aralık ayı falandı. Çünkü öğretmenler günü geçeli epeyce
olmuştu. Giyinip aşağıya indim. Bir de ne göreyim en sevimli öğrencilerimden
biri olan pembiş yanaklı utangaç öğrencim Kamil babamın yanında oturuyor. Elinde
de kocaman bir fanus..Onu öptüm ve hoşgeldin dedim. Hemen ayağa kalkıp hazırola
geçti. Çok saygılı bir çocuktu Kamil. Anneannesi ve dedesiyle yaşıyordu.
-"Örtmenim sizi görmeye geldim" dedi.
-"Hayırdır Kamil dedim beni yarın zaten göreceksin."
-"Yok örtmenim" dedi. Size bir sürpriz getirdim. Öğretmenler gününüz kutlu olsun
dedi. Önce şaşırdım. Sonra başladı anlatmaya..
-"Örtmenler günü geçti biliyorum. Size balık tutmak istedim. Dereye gittim.
Bekledim bekledim ama hiç balık gelmedi. Nereye gitmiş bütün balıklar
bilmiyorum. Sonra harçlığımı biriktirdim size bunları aldım" dedi. "Ama yem
almaya param yetmedi balıkçı amca da biraz gasteye koydu yemden" dedi ve külah
şekli verilen içi yem dolu gazete kağıdını bana uzattı. O kadar duygulandım ki
anlatamam. Son parasıyla da benim için böyle harika bir hediye almak içinden
gelmişti. "Ama balıkların adını Prenses ve Nemo koyun olur mu örtmenim dedi.
Babamın elini öptü beni de öptü ve yanımızdan ayrıldı.
Kamil
çalışkan bir öğrencimdi. Sadece hepsinin olduğu kadar çekingendi. Sonraları
alıştı derslere katılmaya. Yazılılarda bile soruları kırmızı kalemle cevaplarını
kurşun kalemle yazardı çiçek gibi. Tabi birkaç yavaş yazan öğrencimle birlikte
sınav sonrası teneffüslerde kağıtlarını vermeleri için onu beklerdim ben de.
Yılbaşı
çekilişi yapmak istedi öğrenciler. Sınıf öğretmeni olduğum yedinci sınıfta bir
de başka bir yedinci sınıfta çekiliş yaptık. Kamilin sınıf öğretmeni olan
arkadaşım Cenk bir gün bana geldi. Öğretmenler odasının kapısında da Kamil. Bir
derdi var seninkinin dedi bana Cenk. Sana bir şey söyleyecekmiş dedi. Yanına
gittim ben de. Örtmenim dedi. Yılbaşı çekilişi yaptık biz de. Bir kız arkadaşım
bana çıktı dedi. Ama son paramla size balık almıştım ona hediye alacak hiç param
yok dedi. İçim cııızzz etti adeta. Biz de elimizden geleni yaptık tabiki ve kız
arkadaşına sevimli bir yılbaşı hediyesi aldık. Her gün bana balıkların nasıl
olduğunu sordu Kamil. Birinin öldüğünü söylediğimde ise başınız sağolsun
örtmenim dedi. Güleyim mi yoksa ağlayayım mı bilemedim. Çok duygulu bir çocuktu.
Şimdi ne yapıyor çok merak ediyorum.Çok da güzel resim yapıyordu görmeliydiniz.
Doğuştan yetenekli olmalı. Anneannesi ve dedesi çok yaşlı oldukları için onunla
pek ilgilenemiyorlardı sanırım. Bu yüzden hep biraz hüzünlü, sessiz ve çekingen
bir çocuktu. Bir keresinde evde yemeği kendisinin yaptığını, ananesiyle
dedesinin ona pek bakmadığını ve neden annesiyle babasının onu bıraktığını
anlamadığını anlatmıştı. Keşke ona daha fazla yardım edip yanında olabilseydim.
Bir anne ve baba çocuğunu nasıl da bırakıp gidebilir böyle ben bile anlam
veremezken o nasıl versin şu küçücük yaşında ki. Şimdiden hayat onun için ne
kadar ağır ve sancılı. Oysa mutluluk içinde sokaklarda üstünü başını kirletmesi
gerekirken. Neden herkes için
hayat aynı
derecede adil değildir ki. Keşke bütün çocuklar sadece ama sadece mutlu olsalar.
Doya doya çocukluklarını yaşasalar kaygı duymadan. Bu yüzden tüm ebeveynlere
sesleniyorum burdan ve beni anlayabilen herkese çocuklarınızın ne kadar şanslı
olduğunu unutmayın. Ve çocuklarınıza yarattığınız dünya gibi bir dünyaya sahip
olamayan çocuklara da bu şansı vermeyi deneyin. Onları severek, onlarla
konuşarak, ihtiyaçlarını düşünerek, destek olarak. Kampanyalara katılın. Onları
ziyarete gidin. Hayatınızın anlamlandığını göreceksiniz!!!
Kaynak:
Tuğba Tekeli
Yigit SEVER
17/02/2009 Salı, S: 04.57