Yeni Sayfa 1
bakıyorum. Uyumaya yüz tutmuş dalgasız denizin üzerinde,
denizi uyandırma çabasında olan bir vapur! İçi, sahile ulaşma özleminde
insancıklarla dolu.
Vapur yardıkça sularını denizin, denizin gözyaşları akmakta beyaz beyaz…
İleride, güneşin grup ettiği noktada karanlık siluetler. Ancak yalvarırcasına
semaya uzanan minareleriyle karanlıkta da olsa kendini belli eden camiiler. Göğe
yükselen minareler, yalnızlığın koynunda üşüyen bulutlara yoldaşlık etmek
istercesine el uzatmada kızıl semaya...
Ya da onlar da yalnızlığı yaşamak istercesine, bulutlara gıpta etmekte, “bizi de
alın” demekte…
Karanlık siluetlerle sessizliğe gömülmekte olan minarelerin de gözyaşları
akmakta sessiz sessiz…
** **
Ömrün yarı yaşı sayılan 35 geride kalalı çok oldu.
Ne hızlı akmakta günler ve yıllar…
Daha dün gibi hatırlamaktayım İbrahim Akoğlu İlkokulu’nda Fazilet öğretmenimin,
çalışkanlara taktığı kırmızı kurdelelerin bana sıra geldiğinde bittiği için
ağlayışımı. Unutmadım, unutamadım…
Daha dün gibi hatırlamaktayım Osman Hamdi Bey Ortaokulu’nun tozlu yokuşlarını
nasıl tırmandığımı… O tırmanışların birinde, buz tutmuş yolda burnumun üstüne
devrilişimi… Acıyla beraber, burnumdan akan kanı, gözlerimden dökülen yaşları.
Unutmadım, unutamadım…
Daha dün gibi hatırlamaktayım rahmetli Hatice validemin, karlı buzlu Ufuktepe
sokaklarında kayıp, üstümüzü başımızı sırılsıklam ettikten sonra, bizi tirtir
titrerken eve sokuşunu, bir yandan ağlayıp, bir yandan dövüşünü…
Unutmadım, unutamadım…
Daha dün gibi hatırlamaktayım, lise yıllarımın parasız geçen günlerinin verdiği
ezikliği ve acısını…
Unutmadım, unutamadım…
Daha dün gibi hatırlamaktayım Mersin sokaklarında, üç beş günlük yağmurların
altında ağlaya ağlaya yürüyüp, yalnızlığın ve imkansızlıkların verdiği acıyı…
Unutmadım, unutamadım…
** **
Nedir sahiden yaşamak?
Anıların arasına gömdüğünüz yoksulluklarınız, imkansızlıklarınız mıdır?
Mazinin tozlu raflarına istiflemeden fırlatıp attığınız hatırlarınız mıdır?
Hayallarinizi süsleyen “ümit dolu” geleceğe kavuşamamış olmanız mıdır acaba?
Geride bırakılan pişmanlıklar mıdır?
Yaşanmışların içte bıraktığı burukluk ya da tatlı huzur mudur?
Yapamadıklarınızın içinizde bıraktığı özlem midir?
Sevdiklerinizden birer birer ayrılmanız, kopmanız mıdır?
Ayvanın sarı oluşunu fark edememek, ateşin yakıcılığını kavrayamamak mıdır
acaba?
Yapayalnızlığın verdiği ıstırap içinde inlemek midir acep?
Dökülen gözyaşlarının sineni ıslatıp, ah vahlarına karışması mıdır?
Hayatı doyasıya yaşayamamak, bu dünyaya gelişin gayesini anlayamamak mıdır acep?
“Dost”um deyip bağrına bastıkların tarafından unutulmanın verdiği acı mıdır
acaba?
Unutulmuşluğun verdiği sancı mıdır yaşamak?
Nedir sahiden yaşamak?
** **
İnsan bu günlerde çok arıyor sevdiklerinin aramasını sormasını…
Bir tebessümü, bir “iyi ki doğdun” denilmesini, “iyi ki varsın” iltifatını…
İnsan bu günlerde arıyor arkadaşını dostunu ve anlıyor vefalı olanları…
Yaş ilerledikçe önemli olanın “hediye” almak olmadığını anlıyor insan.
Hatırlanmanın daha büyük bir nimet, daha büyük bir hediye olduğunu kavrıyor
insan…
** **
Geçiyor günler…
Vefasızlığın koynundan beslenen günler ve insanlarla kayıp gidiyor yıllar.
Ve ölüm yaklaşıyor…
Kaynak:
Asım Yıldırım
Yiğit SEVER
24/02/2009 Salı S:05.48